mommiesbook


Kilom hep 51-53 arasındaydı.

Kilom hep 51-53 arasındaydı.

Gül Süral ve mommiesbook a özel yazı…

Hayatım boyunca sporla, diyetle, hatta tartıyla bile hiç işim olmamıştı.Ta ki üniversiteden mezun olup sıkıntıdan bir fitness salonuna yazılana kadar. Çoğu kadının yaptığı hata gibi ben de ne yapacağımı bilemediğim ve doğru yönlendirilmediğim için kendimi kardiyo aletlerinin üzerine atmıştım. Bilinçsizce ve gereksiz uzun yaptığım kas düşmanı kardiyolar ve bunun sonucu artan iştahımın da etkisiyle, 1 ay sonunda yapılan ölçümlerde kilom ve beden ölçülerim hızla artmıştı. Evet spora giderek yağlanmıştım!

56 kiloyu görmüştüm ve tüm aldığım kilolar sadece yağdan ibaretti.

56 kiloyu görmüştüm ve tüm aldığım kilolar sadece yağdan ibaretti.

Şimdi şimdi sayıları daha da artan kendilerini fitness ve beslenme gurusu ilan etmiş, etrafına bilinçsizce beslenme ve egzersiz programları dağıtan şaklabanlardan birinin az yemem gerektiği yönlendirmesi ve televizyonlara çıkarak insanları yanlış bilgilerle kandıran, çeşitli besinlere karşı korkutan diğer şaklabanlar yüzünden, kendimi karbonhidrat ve yağlı besinlerden kaçınan, neredeyse yalnızca protein ve sebze yediğinde içi rahat eder bir halde bulmuştum. Bunun bir yeme bozukluğu/eating disorder olduğunu farkettiğimde artık 48 kilo bir iskelettim.

Vücudum can çekişiyordu.

Vücudum can çekişiyordu.

Ooo evet karnım düzdü ama kas kütlem olmadığından ne bir vücut kıvrımı ne de sıkı bir vücudum vardı! Hormonlarım altüst olmuştu. Tsh, lh, fsh!!! Saçlarım öbek öbek elime dökülüyordu, tırnaklarım asla uzamıyordu incecikti ve sürekli kırılıyordu. En önemlisi kendimi bildim bileli günü gününe hiç sekmeden adet olan ben, artık adet görmüyordum!!!!! Sabahları çok ağır antrenman yapıp bütün gün gözümü açamıyordum. Sinir sistemim altüst olmuştu. Hayattan keyif almıyordum, sürekli gergin ve sinirliydim ve oturduğum yerde uyuya kalıyordum. Hiç bir şeye enerjim yoktu ama kaybettiğim kıvrımlarımı geri kazanma hırsıyla kendimi zorlayarak ağırlık antrenmanları yapıyordum, ya da yaptığımı sanıyordum.

Vücudumun bütün bu yardım çağrılarını görmezden geliyordum ta ki bebek sahibi olmak isteyene kadar. Adet görmediğim için bebek sahibi olmamız çok zordu. Doktor doktor gezdim. Jinekologlar, diyetisyenler, endokrinciler… Sorunumu çözemediler. Bu sırada öğretme aşkıyla yanıp tutuştuğumu fark edip eğitimci olmak isteğime karar verdim. 4 sene %100 ingilizce eğitim ile iktisat bitirmeme rağmen, mesleğimi yapmayarak, TESOL belgesi alıp uluslararası İngilizce öğretmeni oldum. Böylece derslerim dışında bolca boş vaktim kalıyordu. Bir sürü doktora, kan testlerine kaptırdığım paralara, zamana ve emeğime rağmen sorunumu çözemedikleri için iş başa düşmüştü ve kalan zamanımı sürekli yurt dışındaki profesyonellerle, doktorlarla ve benimle aynı sorunu yaşayıp iyileşmiş kişilerle iletişim halinde geçiriyordum. Bu süreçte okuduğum kitap, makale ve araştırmaların haddi hesabı yoktur. Sonuç olarak yaşadığım sağlık sorunun hem tanısını hem tedavisini kendim yaptım. Female Athlete Triad diye geçiyordu. Ağır egzersizler ve bu egzersizleri karşılayamayacak sürekli düşük kalorili dengesiz beslenme, hormonları altüst ederek, secondary amenorrhea(düzenli adet görürken, sonradan adet görememe) ve osteoporosis(kemik yoğunluğunda azalma) ile kendini gösteriyordu. Vücut, harcadığı enerji karşılanmadığı için işlevlerini eksiksiz yerine getiremiyordu. Dolayısıyla öncelikle kaç kalori yediğimi fakat gerçekte yaklaşık kaç kaloriye ihtiyacım olduğunu saptamam gerekiyordu. Sadece kaloriyle de bitmiyor, vücudumun tam kapasite doğru bir şekilde çalışabilmesi ve hormonlarımın normal seviyelerine dönmeleri için makro besinlerimi de (protein, karbonhidrat, yağ) doğru miktarlarda alıyor olmam lazımdı. Yani hep duyduğumuz dengeli beslenmenin nasıl olması gerektiğini tüm matematiğiyle öğrenmem ve uygulamam gerekiyordu. Bu sırada uluslararası online seminerlere ve programlara katılarak Personal Trainer(Expert Level)  ve Sports Nutrition belgelerimi almaya hak kazanacak kadar kendimi eğittim. Artık uzman seviyede antrenör ve sporcu beslenme uzmanıydım. Durumum üzerinde çalışmaya başladığımda farkettim ki BMR ımın (Tüm gün hareket etmeseniz bile, vücudunuzun nefes alıp verme, organ işleyişi, vücut ısısını ayarlamak…gibi hayati fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gereken minimum kalori) bile altında besleniyordum. Ki bunun üzerine deli gibi antrenman yapıyordum. Öncelikle antrenmanlarımı doğru bir şekilde düzenledim. Metabolizmam çökmüştü. Yani ona verdiğim bu minicik yiyeceklerle(kalori miktarıyla) hayatta kalmak için metabolizma hızımı bu kabul edilemez düşük rakama yavaşlatmıştı. Yani artık kilomu bu rakamla koruyabiliyordum. Fazlasını yemem demek kilo almam, azını yemem demek kilo vermem anlamına geliyordu. Biz buna metabolik adaptasyon diyoruz. Bu adaptasyon yüzünden diyet yaptığınız ilk haftalarda hızla kilo verirsiniz ve bu çok uzun sürmez, çünkü metabolizmanız yeni miktara adapte olur ve artık bu rakamlarda kilonuzu korur. Dolayısıyla bilinçsizce diyet yapmanın şakası yok. Bununla ilgili detaylı yazımızı mutlaka okumanızı öneririm. Bu durumda benim yağlanmadan, kendime zarar vermeden metabolizmamı hızlandırmam ve olması gerektiği yere getirmem gerekiyordu. Bunun için reverse dieting (tersine diyet) yapmam gerekiyordu.

Doğru beslenmiş ve çalıştırılmış vücutta sadece karın kası değil, güçlü kalçalar da olur.

Bu dönemde yiyeceklerimi hesaplayarak, tartarak ve önceden hazırlayarak 1000 kaloriye düşen normalimi, 2300 kaloriye kadar yalnızca 2 kilo alarak(doğru antrenmanlar sayesinde çoğu kas kütlesi olmak üzere) çektim. Saçlarım, tırnaklarım, enerjim, kan değerlerim, her şey eskisinden bile harika olmuştu. 2300 kalori ile kilo korumak demek, daha çok yemek ve daha çok yiyecek ile kilo verebilmek, dolayısıyla vücudun hiç bir işlevini riske atmamak demekti. Vücudum tam kapasite çalışıyordu. Çok mutluydum, her şeye enerjim vardı ve en önemlisi harika gözüküyordum. Tükenmiş benden eser kalmamıştı. Üstelik artık besinleri okuyordum. Göz kararım kendini aşmıştı ve bir yiyeceğe baktığımda besin değerlerini tahmin edebiliyordum. Sürekli önceden hazır ettiğim tarttığım yiyeceklerle gezmek zorunda değildim artık. Bu noktada metabolizmamı korumak ve vücudumu beslenmemle istediğim gibi yönetebilmek için, her zaman desteklediğim iifym/flexible dieting uygulamaya başladım. Hedefiniz doğrultusunda bedeninizin en sağlıklı şekilde işleyeceği kalori, makro ve mikro besin miktarlarını saptadıktan sonra günlük olarak hedefinizi olabildiğince tutturduğunuz sürece, özgürce istediğiniz her şeyi yiyebilirsiniz ve bu asla sizin nasıl göründüğünüzü ya da vücut proporsiyonunuzu etkilemez. Kilonuzu, yağ oranınızı bu sayede korur, kilo vermek/almak istediğinizde bunu sosyal, ruhsal ve fiziksel sağlığınızı da koruyarak yaparsınız. Ne demek istiyorum daha net anlatayım. Öncelikle günlük ihtiyacınız olan kalori miktarınızı belirlemeniz gerekir. Bu kişiden kişiye değişeceği gibi metabolizma hızınıza göre de farklılık gösterir. Metabolizma hızımız (besinleri yakma hızımız) değişkendir. Üstelik sizinle resmen satranç oynar. Bunu aslında sizi hayatta tutmak için, vücudunuzun işleyişini devam ettirebilmesi için yapar. Dolayısıyla diyete başlamak ve başladığınız yer çok kritiktir.

Asla internetteki, dergideki, kitaptaki, ya da bir başkasının diyetini kendinize uygulamayın. Genelde bu tarz diyetler sonuç aldığınızı düşünmeniz için çok düşük kalorilerle hazırlanır. Uyguladığınızda çok hızlı kilo verirsiniz. Fakat metabolik adaptasyon gerçeği bir kaç hafta içinde yüzünüze tokat gibi çarpar. Metabolizma hızınız yavaşlar. Yani vücudunuz artık o düşük kalori ile hayatta kalmaya, kendine yetirmeye başlar. Dolayısıyla artık kilo veremediğiniz gibi, bu kadar az yiyerek hayatınızı sürdüremeyeceğinizden fazlasını yediğiniz anda da kilo almaya başlarsınız. Çünkü artık bu düşük kalori sizin kilonuzu koruduğunuz kalori miktarı haline gelmiştir ve daha fazla kilo vermek için sağlığınızdan olmanız an meselesidir. O yüzden beslenme konusunda tamamen kendinize odaklanmalısınız.

Aynı şekilde makro besinleriniz hedefiniz ve yaşam tarzınıza göre oluşturulmalı, hiç bir besin grubu geçici olarak bile olsa beslenme düzeninden çıkarılmamalıdır. Vücudunuz bu çıkarılan besinlere karşı intolerans geliştirir ve tekrar beslenmenize dahil ettiğinizde bütün sisteminizi sarsar. Örneğin düşük karbonhidratla yetersiz beslenme sistemi, sonrasında alınan karbonhidratların zor zamanlar için doğrudan yağ olarak depolanmasına sebep olur. Vücut sistemi çok zekice işler. Aç bırakmak, cezalandırmak, zorlamak…size fazlası zarar ile geri döner. Vücudunuzu dinlemek ve onu doğru bir şekilde beslemek ilk hedefiniz olmalıdır.

Bir diyete başlarken her zaman kendinize şu soruyu sorun ”bundan 6 ay sonra aynı şekilde yemeye devam edebilecek miyim? Peki ya 1 sene sonra? 5 sene?” Asla ve asla sürdüremeyeceğiniz bir beslenme düzenini denemeyin bile. Yapılan araştırmalar kanıtlamıştır ki bir insanın taşıdığı yağ oranı, diyet girişimleriyle doğru orantılıdır. Bu ne demek: ne kadar çok diyet girişiminiz olduysa o kadar çok yağ alırsınız ve her seferinde istediğiniz sonucu almak sizin için daha da zorlaşır.

Dolayısıyla hedefiniz hayat tarzınızı, beslenme alışkanlığınızı kökten değiştirerek geçici çözümler ile kilo vermek değil, sağlığınız için almanız gereken makro ve mikro besin miktarlarınızı öğrenerek, almanız gereken kaloriyle yaklaşık değerler içinde kalmayı başararak kilonuzu korumak olmalıdır. Bunun için artık bir çok program var, hem telefona indirilebilen uygulamalar halinde, hem bilgisayar üzerinden ulaşabileceğiniz. Ben Myfitnesspal‘ı kullanıyorum. Uğraşamam demeyin. İnanın besinleri okumayı öğrendikçe, bedeninizi tanıdıkça diyetisyenlere kaptırdığınız paralara ve diyet yaparken çektiğiniz eziyetlere pişman olacaksınız.

Bir başkasının hazırladığı zorunlu listeye uymak nasıl daha kolay ve stressiz olabilir ki? Bu ne kadar gerçekçi bir yaklaşım ki? Evet kilo verdiniz bu listelerle, peki sonra? Canınız o listedekini yemek istemediğinde? Farklı bir şey canınız çektiğinde? Ya da istediğiniz kiloya ulaştıktan sonra? Ne yaptığınızı ve yapacağınızı bilmek size muhteşem bir rahatlık ve özgüven verecek. Öğrendikten sonra bu programlara ihtiyacınız bile kalmayacak çünkü bedeninizi tanıyacaksınız ve göz kararınız neredeyse hatasız hale gelecek. Eskiden belki böyle bir şansınız yoktu verilen diyet listelerine muhtaçtınız fakat artık bir bahaneniz yok. Çünkü bütün bilgiler oldukça ulaşılır. Restoranlarda yediğiniz yiyeceklerin bile besin değerlerine ulaşmanız mümkün. Dolayısıyla bahane yok. Sonuç olarak geçici diyetlerden kaçın, size yasaklar koyan diyetisyenlerden de.

Diyet yaparken istediği şeyleri yiyen bireylerin diyetlerinde, kendilerine besin kısıtlamaları getiren bireylerden daha başarılı oldukları görülmüştür.(%90 ‘ın üzerinde) Kendilerini kısıtlayan bireyler, kısıtladıkları besinleri aşırı yeme eğilimi gösterirken, diyeti boyunca hiç bir besini kendine yasak etmemiş bireylerin, her türlü besini yemesi gerektiği kadar yediği ve durduğu görülmüştür.

Clean Eating diye piyasada dolanan yeni anlayış mutfağı fakir olan ülkelerce yeni keşfedilmiş tencere yemeklerinden başka bir şey değildir. Bizim mutfağımız yemeklerde kullanılan yağ abartılmadığı müddetçe zaten sağlıklı, dengeli ve doğru beslenmenin en güzel örneğidir. Biz yemekte salata, yoğurt, kahvaltıda peynir,yumurta, yemeklerde düzgün karbonhidrat ile proteinli sebze yemekleri tüketen bir toplumuz zaten. Toprağımızın bereketi sebebiyle de oldukça zengin karbonhidrat, sebze ve meyve seçeneğine sahibiz. Biz zaten doğru besleniyorduk onların çirkin mutfağı ve hazır paket ürünleri hayatımıza girmeden önce. Dedelerimiz ninelerimiz torunlarının torunlarını görüyorlardı. Dolayısıyla toprağı ve mutfağı fakir ülkelere özenerek siyah fasulye, quinoa, kepekli pirinç gibi ürünlere kat kat paralar döküp boş yere mucize beklemeyin.

Ne yemek istiyorsa canınız kilonuzu etkileyenin kaloriniz, nasıl göründüğünüzü etkileyenin makrolarınız, nasıl hissettiğinizi etkileyenin mikrolarınız olduğunu unutmayın.

Sağlıklı beslenmekte bir yeme bozukluğu maalesef günümüzde. Bedeniniz kadar ruhunuzu da tatmin etmeniz gerektiğini gözden kaçırmayın ve dilediğinizi yiyin.

Makrolarınızı, kalorinizi bütçeniz olarak düşünün. Mikro besin ögelerini(vitamin, mineral ve iz elementler) alabileceğiniz gerçek besinleri mecburi/önemli harcamalar olarak, abur cubur ve fast food ürünleri ise keyfi harcamalar olarak hayal edin. Düşük bir bütçeniz varken bunu çocuğunuzun eğitimine mi ayırırsınız yoksa pahalı lüks bir spor araba mı alırsınız? Tam tersi bütçeniz yeterli ise yaptığınız keyfi harcamalar sizi ve mecburi ödemeleri etkilemeyecektir.

Öğretme aşkıyla konudan çok dağıldım sanırım ama ben yaşadıklarımda o kadar yanlız o kadar yanlış yönlendirilmiştim ki şu an bütün bilgi birikimimi ihtiyacı olan herkesle paylaşmak ve kendini bu yalan düzene tutsak etmiş olanları özgür kılmak istiyorum. İnternette bir sürü şaklaban görüyorum hayatında 1 kez yarışmaya katılmış ve beslenme/antrenman programları satıyor! Sahip olduğu fiziğini kullanarak insanlara beslenme önerileri veren, kendisine diyetisyen deyip insanlara yasaklar getiren!!!! Üstelik artık haberler ve çeşitli tv programları de bu oyunda kullanılarak toplumda satışı azalan ürünlere talep oluşturmak adına yanlış bilgiler ile yönlendirmeler yapılıyor. Bu liste uzar da uzar. Ben insanların resimlerinin altına nasıl besleniyorsunuz, nasıl spor yapıyorsunuz??? lütfen yardımcı olun!! yazan kişilere ulaşmak, onları özgür kılmak istiyorum.

Her kadının vücudu için ortak isteği harika kalçalardır. Bu yüzden logomuza baktığınızda ister kalp ister kalça görürsünüz : )

İşte tam bunun için iletişimde olduğum, çalışmalarına, araştırmalarına ve yürüttükleri işlere inandığım Layne Norton, Mike Samuels, Bret Contreras ve Michele Burmaster’ın desteğiyle kardeş laboratuvar olarak ”Türkiye’nin ilk vücut laboratuvarı” thebodylabtr yi kurdum.

Amacımız doğru bilginin kar amacı gütmeden doğrudan insanlara ulaşması. Facebook, twitter, instagram ve web sitemiz üzerinden bize ve sonsuz bilgiye ulaşabilirsiniz.

Bütün bunları başardıktan sonra artık bir bebek sahibi olmanın tam sırasıydı. Fakat vücuduma yaşattığım travmalar sonrası bana tekrar güvenmesi zaman alacaktı. Biz de bunu beklemek yerine eşimin abisinin yönlendirmesi ile arkadaşı olan Deniz Gökalp KAYA‘ ya gittik. İşinde o kadar başarılı bir doktor ki tek seferde fazladan yumurta gelişmesine izin vermeden aşılama yöntemi ile Mila‘mızı hayatımıza sokuverdi: )

5 aylık hamileyim

5 aylık hamileyim

Hamile olduğumu öğrendiğimiz andan itibaren karnımdakini hep ”bir tanem”, ”kıymetlim” diye sevdim. Hamile kalmadan önce de hiçbir cinsiyet tercihim yoktu. Fakat iç güdüsel olarak demek ki, yalnızca kız isimlerine odaklanmıştım. Ve Mila ismini ve anlamını görür görmez işte bu! demiştim. Alternatifsiz Mila isminde tek seferde karar kıldık. ”Canım, Bir tanem, Kıymetlim”. 12. Haftamızda mutlu haberi almıştık. Bebeğimiz kız olacaktı! Benim ailemin ilk torunu, eşimin ailesinin ilk kız torunu daha doğmadan hepimizi mest etmişti. İlginç bir şekilde 2 Nisan son adet tarihi girince doğum tarihini 40 hafta sonra 7 Ocak 2016 gösteriyordu!!! Benim doğum günüm!! En büyük hediyem! En güzel mucizem!

Ben hamileliğimde dışarıdan hiç bir destek almadım. 3 ay riske atmamak için folik asit kullandım. Onun dışında 2 ayda bir baktırdığım kan değerlerim ve depolarım full çıktığı için vitamin, demir…gibi ezbere önerilen hiç bir desteği almadım. Zaten kontrollü yediğim için vücudumun maksimum kapasite çalıştığından ve bebeğin gerekli bütün besinleri aldığından emindim. Mide bulantıları, halsizlik, saç dökülmeleri yaşamadım, aynı şekilde beslenmemi ve antrenmanlarımı devam ettirdim. Günü gününe ve gerçekten aynı şekilde! Beni tanıyanlar antrenmandan kastımın kardiyo olmadığını ve ağırlık antrenmanlarını desteklediğimi çok iyi bilir. Hamileliğim de de her anlamda! eski düzenim ne ise aynı şekilde hayatıma devam ettim.

Her pazartesi bizde eve 60 yumurta,10 lt çiğ inek sütü alınır. Kaynattıktan sonra 6 ltsini haftalık süt olarak dolaba atar, geri kalanını ise mayalayarak yoğurt yaparım. Sütü kaynatırken üstünde oluşan kaymakları toplar, hafta içinde bal-kaymak olarak tüketiriz. 1 hafta boyunca 1 litrelik şişelerin üzerinde oluşan süt kaymaklarını biriktirerek hafta sonu bu biriken kaymakları çırparak tereyağımızı yaparım. Bitiremediğimiz yoğurt ya da sütümüz olursa, kaynatırken kestirerek peynirimizi yaparım. Her cuma sabahı haftalık pazar alışverişimizi yaparım. Aldıklarımı hazırlayıp yıkayıp kurutup kaldırırım.  Et, tavuk ve balıklarımızı aylık alıp, porsiyonlar halinde hazırladıktan sonra buzlukta depolarım. Gün aşırı ekmeğimizi yaparım, asla dışarıdan ekmek almayız. Minimum %80 doğadan beslenmemiz gerektiğini düşündüğüm için paketlenmiş ürün genelde sokmamaya çalışırım eve.

Hamilelik döneminde yaşanan mide bulantıları ve kusmalar vücudun bebeğe hazırlık için, içeride birikmiş toksinleri atmak adına yaptığı bir ritüel. Yani öncesinde ne kadar iyi besleniyorduysanız o kadar az bulantı yaşarsınız.

Sabah, öğlen akşam yemekleri her zaman hazır ederim. Asla besin atlanmaz bizim evde. Ne kadar titiz ve düzenli olduğumu da evimize gelen herkes bilir. Her an her saniye temiz ve düzenlidir. Ben de sonra yaparım dursun yoktur. 2 haftada 1 gün dip köşe temizlik günüdür evimizde. Öyle böyle değil ama dolap üstlerinden camlara kadar. Hepsini de ben yaparım, kimselere güvenmem. Haftanın 6 günü 1 saat antrenmanımı yaparım kahvaltı sonrası. Haftada 1 kez kardiyo yaparım performansım için bazen ip atlarım, bazen hiit yaparım, bazen steady state . Sonuç olarak bütün bu anlattıklarımı hamileliğim boyunca hiç aksatmadan yaptım. Evet ağırlık kaldırdım, evet dolaplara uzandım ve evet ip bile atladım. Hem de hamileliğimin son gününe kadar. Bu söylediklerim hamilelere öneriler değil kesinlikle öyle anlaşılmasın.

Savunduğum tek şey herhangi bir risk olmadığı sürece hamileliğin bir hastalık olmadığı, tamamen doğal bir süreç olduğu ve anne adaylarının hamilelik öncesi alışık oldukları hayata bedenlerini dinleyerek aynı şekilde devam edebileceğidir.

Harika bir hamilelik geçirdim çok şükür. 8.aya kadar kimse hamile olduğumu farketmedi ve öğrendiklerinde benim beslenmemi ve antrenmanlarımı sorguluyorlardı. : ) Ben bebekten önceki hayatım neydi ise bedenimi dinleyerek ve zorlamayarak aynı şekilde devam ettirdim.

Hamilelikte daha fazla yenmesi gerektiği yalanı da artık bilimsel olarak efsaneye dönüştü. Kendimde aynı şekilde önceki kalori miktarımdan fazla yemedim hamileliğim boyunca. Sonuç olarak 5 kilo aldım. 50 kg başladığım hamileliğimi 55 kg ile bitirdim. Bebeğim 2900 doğdu, geri kalan kilo da su, plesenta vs. Hamilelikte aldığınız her ekstra kilo kendinize miras kalacak unutmayın. Bebeğiniz her şekilde doğacağı kiloda doğacak.

Invalid Displayed Gallery

Meyve sinekleri üzerinde yapılan araştırma göstermiştir ki yumurtlama dönemlerinde salgıladıkları juvenile hormone unu bizdeki tiroid hormonları gibi vücudun enerji ihtiyacını düzenleyen bir hormon. Yumurta döllenir döllenmez bu hormon döllenen yumurtanın enerji ihtiyacı için daha çok salgılanmaya başlıyor. Sinekler bu dönemde yediklerinden daha çok enerji elde ediyor. Araştırma ve deneyler sonucunda insanlarda da yaşananın bu olduğuna karar kılmış. Yani kadınlarda da hamilelik sırasında salgılanan hormonlar kilosunu koruduğu kalorisinde döllenen yumurtayı büyütebilmek için metabolizma hızını düşürüyor. Yani sizin enerji ihtiyacınızı bebeğin ihtiyacı kadar düşürüyor. Buna göre sanılanın tam aksine bu dönemde yenen fazladan kaloriler direk olarak sizde yağ olarak depolanıyor.Üstelik değişen bu hormonların doğumdan sonra düzene girmesi zaman aldığı için kadınlar hamilelik sonrası kiloları normalden daha da zor veriyor. (Ref: Reiff et al 2015, ”Endocrine remodelling of the adult intensine sustains reproduction in Drosophila”,eLife 2015;4:e06930)

Gereksiz yağ depolamadığımdan hamileliğimin 14. haftasında bebeğimin hareketleri dışarıdan görünür oldu. Bu, benim dışımdakilerin de onunla erkenden sıkı bir bağ kurmasına seb ep oldu. Bu aynı şekilde ultrasonlarının çok net olması demekti. Hamileliğim boyunca 3 doktora göründüm ve her seferinde gelişimi, kan tahlili sonuçlarım ve suyum hakkında yıldızlı pekiyi aldım. : )  Hamileliğimin başından itibaren doğal doğum yapacağım, gerekirse evde kendim doğururum dedim. Hamileliğim boyunca doğal doğum videoları izledik eşimle birlikte. Kesinliklikle hazırdık. Bütün arkadaşlarım son dakika bir şeyler bahane edilerek sezeryana yönlendirildiği için çok endişeliydim.

Son anda 38. haftamda doğal doğum ve suda doğum uzmanlığıyla tanınan Şermin Güvençer ‘i keşfettim. Ezberlemiştim söyleyeceklerimi : 40. haftayı geçsem bile, bir risk olmadığı sürece bebeğin kendisi hazır olduğunda gelmesini beklemek istiyordum. Sancılarım 5 dakikanın altına düşene kadar evde geçirmek istiyor, hastaneye olabildiğince geç girmek istiyordum. Kesinlikle epidural, kesi, müdahale hiç bir şey istemiyordum. Aletlere bağlı kalmak istemiyordum özgürce dilediğim pozisyonda doğum yapmak istiyordum. Kısacası doğurtulmak değil, doğurmak istiyordum. Bebeğim doğduğu anda kucağıma verilsin, kordonu hemen kesilmesin ve hemen emzireyim istiyordum.

Doktoruma ”doğurtulmak değil doğum yapmak istiyorum, epiduralsiz kesisiz..” diyordum ki kendisi başladı ” o zaman doğumu odada yapalım, doğumhane doğum yapman için uygun değil, belki squat pozisyonunda rahat doğurursun, gerçi deneriz hepsini, bebek çıkamayacak kadar büyük değil zaten kesi atmamıza gerek yok! Sancılarını da evde geçir ben sana git dediğimde hastaneye giriş yap yoksa çok can sıkıcı olabiliyor. Hastanede benden duymadığın sürece sezaryane yönlenme sakın, ben 42. haftaya kadar beklerim, herhangi bir enfeksiyon riski olmazsa, endişe etme bebek geç gelmek isterse bile! dedi. Ve ben bütün endişelerim ağzıma tıkılmış gözlerimden kalpler fışkırarak muaynanesinden ayrıldım.

Bu sırada senin sayende tanıştığım Bodrum Acıbadem Hastane Direktörü Arzu Karataş’a hastane çalışanlarına doğum ile ilgili isteklerimi bildirmek istediğimi söyledim. Anında beni yönlendirdi. Ve başladım sıralamaya: Hastane odasında doğum yapmak istiyordum. Odada eşimden başka kimsenin olmasını istemiyordum. Personelin girip-çıkmasını, alete edevata bağlanmayı, soruya sohbete tutulmayı istemiyordum. Doğumdan sonra bebeğin odadan çıkarılmadan bütün kontrol ve aşılarının yanımda yapılmasını istiyordum. Bebeğe yapılmasını istemediğim aşı ve uygulamaları da sıraladıktan sonra artık içim çok rahattı.

Acıbadem Hastanesi bütün bu isteklerimi eksiksiz ve aksaksız yerine getirdi. Bunun için başta gerçek bir direktör olan Arzu Hanım’a, daha sonra bana ve isteklerime saygı gösteren ve uygulayan hastane çalışanlarına, son olarak ta yönlendirmen için tabii ki sana tekrar teşekkür ederim.

Gel gelelim gün geldi 40. haftam, doğum günüm 7 Ocak‘a. Hanımefendi hiç geleceğe benzemiyordu. Eve geldim pasta yaptım. Tuvalete gittiğimde gördüğüm pembemsi leke bana en güzel doğum günü hediyesi oldu. Bizim minnoş yolla çıkmıştı onun haberini yollamıştı : ) Ertesi gün, Cuma günü sabah akıntım olmaya başladı ama böyle sızıntı gibi su geliyordu zaman zaman. Antrenmanımı yaptım, pazara gittim. Her hareketimde sızıntı oluyordu. Hemen kontrole gittik. Daha 1-2 cm di açıklık ve bu şekilde su kaybettikçe enfeksiyon riski oluşabilirdi. Şermin doktorumla ertesi gün sabah 9 da enfeksiyon riski var mı diye kan testi yapmak için sözleştik. Risk yoksa eşi benzeri olmayan canım doktorum 1 gün daha bebeğin kendi gelmesini bekleriz dedi. Ama sabah herhangi bir risk görülürse suni sancı ile doğumu başlatmak zorunda kalacaktık. Bana eve gidince yürüyüş yap süreci hızlandır dedi. Ben deliler gibi doğal doğum yapmak isterken nerden çıkmıştı şimdi bu suni sancı!! Eve gelir gelmez kendimi koşu bandına attım. 1 saat hızlı tempoda yürüdüm. İçeri girdiğimde resmen 2 bardak kadar su boşaldı! Artık doğumun kendiliğinden başlamaması daha da tehlikeli olacaktı.

O gece erken yattık. Gece 00.30 gibi adet sancısı gibi bir sancıya uyandım. Uykudan uyandıracak kadar daha ağırı ile. Tekrar uykuya daldım ve yine aynı sancıyla uyandım. Saate baktım, 20 dakika geçmişti. Tekrar uyudum ve bir sefer daha 20 dakika sonra aynı sancıya uyandım. Artık yatamıyordum. Anladım ki doğum başlayacak ve bu dakika aralığı git gide düşecek. Doktoruma mesaj attım. 9 da muayenehane de buluşuruz dedi. Ben bu sırada son hazırlıklarımı yaptım, eşime haber verdim. Bir şeyler yedim. Sancı sıklığı 7 dakikaya düştüğünde biraz daha zorlamaya başladı. Pilates topunun üzerinde oturmak,zıplamak, eğilmek biraz sancımı rahatlatıyordu, asla yatamıyor ve oturamıyordum. Sancı sıklığım 4-5 dakikaya düştüğünde ise inanılmaz bir şekilde saat 9 olmuştu!! Sanki ayarlanmış,kurulmuş saat gibi! Tam bir mucizeydi!

Muayenehaneneye gittik. Sancılarım zorlamaya başladığı için 2-3 cm açılmış diyecek diye o kadar korkuyordum ki! Neyse ki 7 cm hastaneye gidebilirsiniz, ben de gelirim dedi. Biz eşimle Acıbadem Hastanesine giriş yaptık. Harika bir oda hazırlanmıştı. üzerinde rahatlamak için istediğim pilates topu bile odada hazırdı. Öncesinde kimse odaya girmesin, alet bağlanmasın vs gibi isteklerimi bildirdiğim için herkes inanılmaz hassastı. Hemşireler hızlıca gerekli evrak işlerini halledip çıktı. Ebemiz Nuriye Hemşire Nst, çatı muayenesi yapmamı ister misin dedi. İstemediğimi söyleyince anlayışla ihtiyacımız olduğu taktirde hemen dışarıda olduğunu söyledi ve odada eşimle ikimiz kaldık.

Saat 11 buçuk olmuştu. Sancı aralığım 2 dakikaya düştüğünde saat 12 buçuğa geliyordu. Dinlenme aralığım azaldığı için sancıyla baş etmem daha zor bir hal almıştı. Ayakta ve topun üzerinde eşim sürekli masaj yapıyordu. Öncesinde çok iyi hazırlandığım için yaşadığım şeyin bir acı olmadığının ve vücudumun doğal görevini yerine getirmeye çalıştığının farkındaydım. Buna rağmen bir an kendimi kaybedip ağlamaya başladım ve eşime doktoruma haber ver epidural yapsın sezeryan yapsın ne olursa olsun yapamayacağım dedim. Eşim ise beni masajları ve sözleriyle inanılmaz rahatlattı. O esnada anladım ki odada hiç kimseyi istemeyerek çok doğru bir karar vermişim. Çünkü öyle bir andı ki her söyleneni yapmaya açıktım.

Eşim sayesinde bu yaşadığım süreç 5 dakika ya sürdü ya sürmedi. Eşim sürekli bana sen harika bir kadınsın harika bir şey yapıyorsun seninle gurur duyuyorum diyordu ve sürekli masaj yapıyordu. Çok rahatlamıştım ki canım doktorum Şermin’im odaya geldi. Baktı ve sıcak duşa girmemi söyledi. Duşa girdim. Eşim bir yandan belime bir yandan karnıma sıcak su tutuyordu. Çok rahatlamıştım. İçeride bekleyen ebemize ıkınmak istiyorum dedim. Artık sancı yerine ıkınma isteği geliyordu çünkü. Ikın ve bu 3 sefer olduktan sonra çık duştan dedi. Ikınmaya ve bebeği ellerimle aşağıya doğru yönlendirmeye başladım. Ikınma geldiğinde ise yere doğru eğilerek ıkınıyordum. O sırada resmen hazırdım doğurmaya ve inanılmaz keyif alıyordum.

Ayağımın şişliği!

Duştan çıktığımızda bütün oda hazırlanmıştı. Nasıl bir pozisyonda rahat doğuracağım belli olmadığından bir çok yere steril bezler serilmişti. Bebeğimin yeni doğan ünitesi, tartısı, kontrol aletleri yatağımın yanına hazırlanmıştı. Doktorum nasıl rahat edersin diyerek bir çok pozisyon gösterdi. Önce dirseklerimi yatağa yaslayarak ıkınmayı denedim rahat edemedim. Eğilerek denedim, yeterince ıkınamadığımı hissettim. En son yatağa yattım önümde doktorum onun arkasında eşimin olduğu pozisyonda rahat ettim. Eşimin ellerine ayaklarımı koydum bacaklarıma sarıldım, karnımı sıkıştırdım ve başladım ıkınmaya. Ebemiz de benim tarafımda bana destek oldu ve en başarılı ıkınmayı bu pozisyonda sağladık. Eşim bebeğin başını görüyoruz diyordu!!! İnanılmaz heyecan vericiydi. Tam çıkacakken gücüm bitiyor bebek geri gidiyordu!
Tekrar bütün gücümle ıkındığımda eşim artık geliyor bebeğimiz son kez ıkın görüyoruz dedi ve resmen olmayan bir son güçle saat 14.32 de Mila’yı çıkardım! Doktorum anında onu kucağıma verdi ve emzirmeye başladım. Bu esnada kordonunu hemen kesmedi ve maksimum kanı almasını sağladı. Bu esnada plasenta kendiliğinden gelmedi ve artık odada müdahale ile almak konuşuluyordu. Canım doktorum Şermin Güvençer yine üstün bilgisi tecrübesi ve sabrıyla ”emzirsin biraz daha belki gelir bekleyelim” dedi. Ve gerçekten mucize gibi çıktı kendiliğinden.
O esnada yine senin sayende tanıdığım, şimdi ailemizden biri haline gelen, hayatımda gördüğüm en tatlı en ballı doktor Tuna Gül Han geldi. Ellerimi tuttu, Mila’yla ilgilendi. Bebeğimin bütün bakımları kontrolleri yanı başımda yapıldı ve giydirilip tekrar kucağıma verildi. Bütün gece kucağımda birlikte uyuduk. Gece boyu bebek hemşireleri bebeğimle ve benimle ilgilenmeye devam etti. Yemekler, ikramlar, yaklaşım, hizmet her şey kusursuzdu. Böyle bir günde her zamankinden daha hassas oluyor insan. O yüzden muazzamdı diyorsam inanın öyledir.

Doğumdan 10 gün sonra

Doğumdan 10 gün sonra

Doğumdan 1 ay sonra

Doğumdan 1 ay sonra

Ertesi gün 2 kişi çıktığımız evimize 3 kişilik çekirdek bir aile olarak döndük. Hayatımızda hiç bir şey eksilmedi. Yine süt aldım, işledim, pazara gittim, evimi temizledim. 1 hafta vücudumu dinlendirilip antrenmanlara 7 gün sonunda tekrar başladım. Bu süreçte Mila zaten melek gibiydi emip uyuyordu. Hiç zor günümüz gecemiz olmadı. Ağlamıyordu bile kuzu gibiydi. Kamerayı koyup sporumu, yemeğimi, banyomu, bakımlarımı yapıyordum. 1 ay sonra Milili daha az uyumaya, daha çabuk mızzıklamaya başladı. Hemen yeni duruma adapte ettim yapmak istediklerimi. Sabah daha erken kalkarak eşim evdeyken bütün spor, süt ve pazar işlerimi halletmeye başladım. Yine kamera kurtarıcım oldu. Gün içinde de baby k’tan hayat kurtarıcısıydı. Ben işlerimi rahatça hallederken o da en huzurlu uykulara kucağımda dalıyordu.

Hala bu durumdayız. Mutlaka bebeğin koşullarına uygun çözümler üretebilirsiniz. Asla yapmak istediklerimi yapamadığım bir an yaşamadım. Hiç sekmeden düzenim devam ediyor. Ben mutluyum, bebeğim mutlu, eşim mutlu…daha ne isterim hayattan. Harika bir hamilelik, harika bir doğum, harika bir lohusalık yaşadım. Şimdi de harika bir annelik yaşıyorum. Allah herkese istediği gibi bir hayat, hayallerini yaşayabilecek kadar bol şans versin. Her alanda bunu başarmanın tek anahtarı başkalarının ne yaptığı, nasıl yaptığını bırakıp, her anlamda kendimize dönmemiz, kendimizi dinlememiz bence.

 

Şununla Paylaş: